Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Nedir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali, bakım alacaklısı ile bakım borçlusu arasında kurulan sözleşmenin geçerliliğini etkileyen hukuki sebeplerin bulunması halinde sözleşmenin ve buna bağlı kazandırmaların ortadan kaldırılmasının talep edilmesini ifade eder. Bununla birlikte ölünceye kadar bakma sözleşmelerinden kaynaklanan her uyuşmazlık hukuken iptal sebebi oluşturmaz. Sözleşmenin kuruluşunda mevcut olan geçersizlik veya irade sakatlığı sebepleri ile sözleşme kurulduktan sonra bakım borcunun yerine getirilmemesinden kaynaklanan sona erme sebeplerinin birbirinden ayrılması gerekir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusu, bakım alacaklısını yaşamı boyunca bakıp gözetmeyi üstlenirken bakım alacaklısı da bunun karşılığında bir malvarlığı değerini devretme borcu altına girer. Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen bu sözleşme karşılıklı borç yükleyen ve ivazlı bir sözleşmedir. Bakım alacaklısının taşınmazını bakım borçlusuna devretmesi karşılıksız bir kazandırma olarak kabul edilmez. Taşınmazın karşılığını, bakım ve gözetim yükümlülüğü oluşturur.

Sözleşmenin iptalinin istendiği davalarda öncelikle uyuşmazlığın hangi hukuki sebebe dayandığının belirlenmesi gerekir. Bakım alacaklısının sözleşme tarihinde ayırt etme gücünün bulunmaması, iradesinin aldatma veya korkutma ile sakatlanması ya da sözleşmenin kanunda öngörülen şekle aykırı kurulması, sözleşmenin kuruluşundaki geçerlilik sorunlarıyla ilgilidir. Bakım borçlusunun başlangıçta geçerli şekilde kurulan sözleşmeden doğan bakım yükümlülüklerini sonradan yerine getirmemesi ise farklı hukuki sonuçlar doğurur.

İptal ile Fesih Aynı Hukuki Sonucu İfade Etmez

Ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin uyuşmazlıklarda iptal ve fesih kavramlarının birbirinin yerine kullanılması doğru değildir. Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunması veya sözleşmenin devamını çekilmez hale getiren sebeplerin ortaya çıkması halinde Türk Borçlar Kanunu’nda sözleşmenin sona erdirilmesine ilişkin özel hükümler bulunmaktadır.

Bakım borçlusunun bakım ve gözetim yükümlülüklerini ağır biçimde ihlal etmesi de sözleşmenin sona erdirilmesi talebine neden olabilir. Bakımın hiç sağlanmaması, bakım alacaklısının temel ihtiyaçlarının karşılanmaması veya taraflar arasındaki ilişkinin sözleşmenin sürdürülmesini beklenemeyecek ölçüde bozulması halinde uyuşmazlık, sözleşmenin kuruluşundaki bir sakatlıktan ziyade sonradan ortaya çıkan fesih sebepleri kapsamında değerlendirilebilir.

Muris Muvazaası İddiası Ayrı Bir Hukuki İnceleme Gerektirir

Bakım alacaklısının aynı zamanda miras bırakan olması halinde, ölümünden sonra mirasçıları tarafından sözleşmenin gerçekte bakım karşılığında yapılmadığı ve amacın belirli bir kişiye mal kazandırarak diğer mirasçılardan mal kaçırmak olduğu ileri sürülebilir. Böyle bir iddia, bakım borcunun sonradan yerine getirilmemesinden farklıdır.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muris muvazaası amacıyla yapıldığı ileri sürülüyorsa tarafların sözleşmenin kurulduğu tarihteki gerçek iradesi araştırılır. Gerçekten bakım ve gözetim karşılığında mal devri amaçlanmışsa sözleşmenin ivazlı niteliği korunur. Görünürde ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılmasına rağmen tarafların gerçek iradesinin karşılıksız kazandırma olduğu ve işlemin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığı ispatlanırsa tapu devrinin hukuki durumu muris muvazaası hükümleri çerçevesinde tartışılabilir.

Taşınmazın Devredilmiş Olması Davanın Kapsamını Etkiler

Ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde bakım alacaklısı çoğu kez bir taşınmazını bakım borçlusuna devretmektedir. Sözleşmenin geçersizliğinin veya sona ermesinin ileri sürüldüğü tarihte taşınmazın kimin adına kayıtlı olduğu, açılacak davanın kapsamının belirlenmesi bakımından önem taşır.

Taşınmaz bakım borçlusu adına tescil edilmişse, yalnızca sözleşmeye ilişkin talepte bulunulması yeterli olmayabilir ve tapu kaydının düzeltilmesine yönelik talebin de hukuki sebebe uygun biçimde oluşturulması gerekebilir. Taşınmazın daha sonra üçüncü bir kişiye devredilmiş olması halinde ise üçüncü kişinin kazanımının korunup korunmayacağı ayrıca incelenir.

Uyuşmazlığın Hukuki Sebebi Doğru Belirlenmelidir

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali başlığı altında ortaya çıkan uyuşmazlıklar tek bir dava sebebine indirgenemez. Sözleşmenin başlangıçtan itibaren geçerliliğini etkileyen bir sebep, bakım borcunun sonradan ihlal edilmesi, muris muvazaası iddiası ve saklı pay ihlali farklı hukuki şartlara ve sonuçlara tabidir.

Bu nedenle dava açılmadan önce sözleşmenin içeriğinin, tapu devrinin, tarafların sözleşme tarihindeki iradesinin, bakım hizmetinin fiilen nasıl yerine getirildiğinin ve mirasçılık durumunun birlikte incelenmesi gerekir. Hukuki nitelendirmenin doğru yapılması, ileri sürülecek talebin ve bu talebi destekleyecek delillerin belirlenmesini doğrudan etkiler.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları Nelerdir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerli olabilmesi için tarafların sözleşme yapma ehliyetine sahip olması, iradelerinin birbirine uygun biçimde açıklanması ve kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulması gerekir. Sözleşmeyle taşınmaz devri kararlaştırılmış olması da şekil kurallarını ortadan kaldırmaz. Geçerlilik şartlarından birindeki eksiklik, sözleşmenin ve buna dayanılarak gerçekleştirilen malvarlığı devrinin hukuki durumunu etkileyebilir.

Sözleşmenin Resmi Şekilde Yapılması Gerekir

Türk Borçlar Kanunu’na göre ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atanmasını içermese dahi miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. Türk Medeni Kanunu’nda miras sözleşmesi için öngörülen resmi şekil kuralları bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmesi bakımından da önem taşır.

Miras sözleşmesinin geçerli şekilde kurulabilmesi için tarafların iradelerini resmi memura aynı zamanda bildirmeleri ve düzenlenen sözleşmeyi resmi memur ile iki tanığın önünde imzalamaları gerekir. Kanunun öngördüğü şekil, yalnızca sözleşmenin ispatına yönelik olmayıp geçerlilik şartıdır.

Türk Borçlar Kanunu, devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uygun şekilde yapılan sözleşmeler bakımından ise yazılı şekli yeterli kabul etmektedir. Dolayısıyla sözleşmenin tarafları ve kuruluş biçimi değerlendirilmeden şekil konusunda genel bir sonuca ulaşılması doğru değildir.

Tarafların Sözleşme Ehliyeti Bulunmalıdır

Bakım alacaklısının sözleşmenin yapıldığı tarihte hukuki işlemin anlamını ve sonuçlarını kavrayabilecek ayırt etme gücüne sahip olması gerekir. Özellikle ileri yaştaki kişilerin taşınmazlarını ölünceye kadar bakım karşılığında devrettiği uyuşmazlıklarda, sözleşme tarihindeki zihinsel yeterlilik sonradan tartışma konusu olabilmektedir.

İleri yaş veya hastalık tek başına ehliyetsizlik anlamına gelmez. Demans, Alzheimer hastalığı veya bilişsel işlevleri etkileyebilecek başka bir rahatsızlık bulunduğunun ileri sürülmesi halinde hastalığın sözleşme tarihindeki etkisi araştırılır. Sağlık kayıtları, kullanılan ilaçlar, hekim raporları ve gerektiğinde uzman incelemesi bu değerlendirmede kullanılabilir.

Tarafların Gerçek ve Serbest İradeleri Bulunmalıdır

Şeklen geçerli bir sözleşmenin bulunması, taraf iradelerine ilişkin bütün tartışmaları sona erdirmez. Bakım alacaklısının aldatılması, korkutulması veya iradesinin hukuken sakatlanmasına neden olan başka bir etki altında sözleşme yapması halinde geçerlilik sorunu ortaya çıkabilir.

Özellikle bakım alacaklısının yaşı, sağlık durumu veya başka kişilere bağımlılığı nedeniyle kolay etkilenebilir konumda bulunması tek başına sözleşmenin geçersizliğini göstermez. İrade sakatlığı iddiasının, sözleşmenin kurulmasını etkileyen somut davranışlarla ilişkilendirilmesi gerekir.

Bakım Alacaklısının Malvarlığı Devrini Üstlenmesi Gerekir

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısı, bakım borçlusuna bir malvarlığı değeri devretmeyi üstlenir. Karşılığında bakım borçlusu, bakım alacaklısına yaşamı boyunca bakma ve gözetme borcu altına girer. Bu karşılıklılık sözleşmenin hukuki niteliğini belirleyen unsurlardandır.

Bakım karşılığında bir taşınmaz devredilmesi halinde, devrin tapu sicilinde gerçekleştirilmesi gerekir. Tapuda bakım borçlusu adına tescil yapılmış olması ise dayanak sözleşmedeki geçersizlik iddialarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Sözleşmenin geçersiz olduğu ileri sürülüyorsa buna dayanılarak yapılan tescilin hukuki durumu da uyuşmazlığın kapsamına göre incelenebilir.

Geçerlilik Şartı ile Bakım Borcunun İfası Birbirinden Farklıdır

Sözleşmenin geçerli şekilde kurulması ile bakım borçlusunun yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmesi ayrı meselelerdir. Tarafların ehliyetli olduğu, iradelerinin sakatlanmadığı ve şekil şartlarının yerine getirildiği bir sözleşmede bakım hizmetinin sonradan aksaması, sözleşmenin başlangıçtan itibaren geçersiz olduğu anlamına gelmez.

Bakım yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde sözleşmenin sona erdirilmesine ilişkin hükümler değerlendirilebilir. Buna karşılık sözleşmenin kurulduğu sırada ehliyetsizlik, irade sakatlığı veya geçerlilik şekline aykırılık bulunması, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali veya geçersizliği bakımından farklı bir hukuki inceleme gerektirir. Davada ileri sürülecek hukuki sebebin belirlenmesinde bu ayrımın korunması gerekir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Hangi Sebeplerle İptal Edilebilir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali talep edilirken ileri sürülen sebebin sözleşmenin kuruluşuna mı, tarafların gerçek iradesine mi yoksa sözleşmenin sonradan gereği gibi yerine getirilmemesine mi ilişkin olduğu belirlenmelidir. Ehliyetsizlik, irade sakatlığı, şekle aykırılık ve muvazaa aynı hukuki sebebe dayanmadığı gibi, bakım borcunun sonradan ihlal edilmesi de sözleşmenin başlangıçtaki geçerliliğinden farklı sonuç doğurur.

Ehliyetsizlik Nedeniyle Sözleşmenin Geçersizliği

Bakım alacaklısının sözleşmenin yapıldığı tarihte ayırt etme gücüne sahip olmaması, işlemin geçerliliğini doğrudan etkiler. Özellikle ileri yaş, demans, Alzheimer hastalığı, ağır nörolojik veya psikiyatrik rahatsızlıkların bulunduğu iddia edilen uyuşmazlıklarda kişinin sözleşmenin anlamını ve malvarlığı üzerindeki sonuçlarını kavrayabilecek durumda olup olmadığı araştırılır.

Ehliyet incelemesi kişinin ölüm tarihindeki veya davanın açıldığı tarihteki durumuna göre değil, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin düzenlendiği tarihe göre yapılır. Sağlık kayıtları, hastane başvuruları, kullanılan ilaçlar, hekim raporları ve gerektiğinde uzman değerlendirmeleri bu tespitte dikkate alınabilir.

Yanılma, Aldatma ve Korkutma

Bakım alacaklısının iradesi yanılma, aldatma veya korkutma sonucunda sakatlanmışsa sözleşmenin iptali istenebilir. Örneğin sözleşmenin içeriği veya doğuracağı hukuki sonuçlar hakkında kişinin bilinçli biçimde yanıltılması, şartları varsa irade sakatlığı kapsamında değerlendirilebilir.

Bakım alacaklısının yaşlı veya başka bir kişinin yardımına ihtiyaç duyması ise tek başına iradesinin sakatlandığını göstermez. İptal isteyen tarafın, iradeyi etkileyen davranışları ve bunların sözleşmenin kurulması üzerindeki etkisini somutlaştırması gerekir.

Şekil Şartlarına Aykırılık

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi kanunun öngördüğü geçerlilik şekline uygun olarak kurulmalıdır. Resmi şekle tabi bir sözleşmenin adi yazılı belgeyle yapılması veya miras sözleşmesine ilişkin zorunlu şekil kurallarının yerine getirilmemesi, sözleşmenin geçerliliğini etkileyebilir.

Şekle aykırılık değerlendirilirken sözleşmenin nerede ve hangi sıfatlara sahip kişiler huzurunda düzenlendiği, tarafların beyan ve imza süreci ile tanıklara ilişkin şartların yerine getirilip getirilmediği incelenir.

Muvazaa Nedeniyle Tapu Devrinin Geçersizliği

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin miras bırakan tarafından yapılmış olması halinde, ölümünden sonra mirasçılar işlemin gerçekte bakım karşılığında yapılmadığını ileri sürebilir. Görünürde ölünceye kadar bakma sözleşmesi bulunmasına rağmen tarafların gerçek iradesi bağış yapmaksa ve işlem mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyorsa muris muvazaası iddiası gündeme gelebilir.

Bir mirasçının bakım borçlusu olarak seçilmesi veya diğer mirasçılara mal bırakılmaması tek başına muvazaa anlamına gelmez. Sözleşme tarihindeki bakım ihtiyacı, tarafların ilişkileri, bakım hizmetinin fiilen yerine getirilip getirilmediği, devredilen malvarlığının toplam malvarlığı içindeki oranı ve miras bırakanın makul bir sözleşme yapma nedeninin bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilebilir.

Aşırı Yararlanma İddiası

Tarafların karşılıklı edimleri arasında açık bir oransızlık bulunması ve bu oransızlığın bakım alacaklısının zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak oluşturulduğunun ileri sürülmesi halinde aşırı yararlanma hükümlerinin şartları da incelenebilir. Yalnızca devredilen taşınmazın değerinin yüksek olması, aşırı yararlanmanın kabulü için yeterli değildir.

Ölünceye kadar bakım ediminin değeri yalnızca belirli bir tarihe kadar yapılan harcamaların toplamıyla ölçülemez. Bakım borçlusunun yükümlülüğünün ne kadar süreceğinin sözleşme tarihinde kesin olarak bilinmemesi ve bakımın barınma, beslenme, sağlık, gözetim ve kişisel ihtiyaçların karşılanması gibi farklı edimleri kapsayabilmesi, karşılaştırmanın sözleşmenin özelliklerine göre yapılmasını gerektirir.

Bakım Borcunun Yerine Getirilmemesi İptal Sebebiyle Karıştırılmamalıdır

Sözleşme geçerli şekilde kurulduğu halde bakım borçlusunun daha sonra bakım yükümlülüklerini yerine getirmemesi, başlangıçtan itibaren geçersizlik bulunduğu anlamına gelmez. Bakımın hiç sağlanmaması, ciddi biçimde aksatılması veya taraflar arasındaki ilişkinin sözleşmenin devamını çekilmez hale getirmesi halinde Türk Borçlar Kanunu’ndaki sona erdirme hükümleri değerlendirilir.

Dolayısıyla ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali talebi hazırlanırken yalnızca sözleşmenin sona erdirilmesinin istendiğini belirtmek yeterli değildir. Ehliyetsizlik, irade sakatlığı, şekle aykırılık, muvazaa veya bakım borcunun ihlali şeklindeki iddialardan hangisinin somut olayda mevcut olduğu belirlenmeli ve talep buna uygun hukuki zeminde kurulmalıdır.

Ehliyetsizlik, Aldatma ve Korkutma Nedeniyle Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerli olabilmesi için bakım alacaklısının sözleşme tarihinde ayırt etme gücüne sahip olması ve sözleşmeyi serbest iradesiyle yapması gerekir. Özellikle ileri yaştaki kişilerin taşınmazlarını bakım karşılığında devrettikleri işlemlerde ehliyetsizlik, aldatma ve korkutma iddiaları sözleşmenin geçerliliğine ilişkin uyuşmazlıkların başlıca sebepleri arasında yer alır.

Ehliyet Sözleşmenin Yapıldığı Tarihe Göre Belirlenir

Bakım alacaklısının ileri yaşta olması, tek başına sözleşme yapma ehliyetinin bulunmadığını göstermez. Demans, Alzheimer hastalığı veya zihinsel işlevleri etkileyen başka bir rahatsızlığın bulunması da aynı şekilde kendiliğinden geçersizlik sonucu doğurmaz. İncelenmesi gereken, kişinin ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapıldığı tarihte işlemin anlamını ve sonuçlarını kavrayabilecek ayırt etme gücüne sahip olup olmadığıdır.

Ehliyetsizlik iddiasında vasiyetname ve benzeri işlemlerde olduğu gibi sağlık kayıtları önemli bir yer tutar. Hastane başvuruları, nöroloji ve psikiyatri kayıtları, epikrizler, reçeteler, kullanılan ilaçlar ve varsa sözleşme tarihinde alınmış sağlık raporları birlikte değerlendirilebilir. Bakım alacaklısının vefat etmiş olması halinde tıbbi inceleme mevcut kayıtlar üzerinden geçmişe dönük olarak yapılabilir.

İşlem Tarihinde Alınmış Sağlık Raporu Tek Başına Uyuşmazlığı Sona Erdirmez

Sözleşme düzenlenirken bakım alacaklısının işlem yapmaya ehil olduğuna ilişkin sağlık raporu alınmış olması önemli bir delildir. Bununla birlikte raporun varlığı, sonradan ehliyetsizlik iddiasında bulunulmasını mutlak olarak engellemez.

Raporun hangi muayeneye dayanılarak düzenlendiği, sözleşmeyle tarihsel yakınlığı ve aynı dönemdeki diğer tıbbi kayıtlarla uyumlu olup olmadığı incelenebilir. Örneğin işlem tarihine yakın nörolojik kayıtlarda ağır bilişsel bozukluk bulunduğu ileri sürülüyorsa, mevcut belgelerin tamamı üzerinden uzman değerlendirmesi yapılması gerekebilir.

Aldatma Sözleşmenin Kurulmasını Etkilemiş Olmalıdır

Bakım alacaklısının gerçeğe aykırı bilgiler verilerek sözleşme yapmaya yönlendirilmesi halinde aldatma hükümleri değerlendirilebilir. Aldatmanın varlığı için yalnızca bakım borçlusunun gerçeğe aykırı bir davranışının bulunması değil, bu davranışın bakım alacaklısının sözleşme yapma kararını etkilemiş olması gerekir.

Örneğin bakım alacaklısının imzaladığı işlemin hukuki niteliği konusunda bilinçli biçimde yanıltıldığı veya taşınmazın devredilmeyeceği söylenmesine rağmen devir sonucunu doğuran bir işlem yaptırıldığı iddiası, somut olayın koşullarına göre irade sakatlığı kapsamında incelenebilir. İddianın kabulü, kişinin yaşı veya eğitim durumuna ilişkin varsayımlardan ziyade sözleşmenin hangi koşullarda yapıldığını gösteren delillere bağlıdır.

Korkutma ve Baskının İrade Özgürlüğünü Etkilemesi Gerekir

Bakım alacaklısının kendisine veya yakınlarına yönelik ciddi bir zarar tehdidi altında sözleşme yapması halinde korkutma nedeniyle iptal talebi söz konusu olabilir. Tehdidin ağırlığı değerlendirilirken kişinin yaşı, sağlık durumu, bakım borçlusuna bağımlılığı ve taraflar arasındaki ilişki dikkate alınabilir.

Yaşlı bir kişinin kendisine bakım sağlayan yakınıyla güçlü bir bağımlılık ilişkisi içinde bulunması ise tek başına korkutma veya baskı anlamına gelmez. Bakım borçlusunun sözleşme yapılmadığı takdirde bakım alacaklısını hukuka aykırı bir zararla karşı karşıya bırakacağı yönünde baskı kurduğu ileri sürülüyorsa, bu davranışın niteliği ve sözleşmenin kurulmasına etkisi ayrıca ispatlanmalıdır.

Yakınlık ve Bakım İlişkisi İrade Sakatlığını Kendiliğinden Göstermez

Bakım borçlusunun miras bırakanın çocuğu, akrabası veya uzun süredir yanında bulunan bir kişi olması olağandır. Bakım alacaklısının kendisiyle ilgilenen kişiye taşınmaz devretmesi de ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ekonomik ve kişisel yapısıyla bağdaşabilir.

Bu nedenle diğer mirasçıların sözleşmeden haberdar edilmemesi, bakım borçlusunun işlem sırasında bakım alacaklısının yanında bulunması veya devredilen taşınmazın değerli olması tek başına aldatma ya da korkutmayı kanıtlamaz. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali isteniyorsa iradeyi sakatladığı ileri sürülen davranışların somutlaştırılması ve sözleşmenin kurulmasıyla bağlantısının ortaya konulması gerekir.

Bakım Borcunun Yerine Getirilmemesi Halinde Sözleşmenin Feshi

Geçerli şekilde kurulmuş bir ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusunun üstlendiği edimleri yerine getirmemesi, sözleşmenin sona erdirilmesini gerektirebilir. Türk Borçlar Kanunu’na göre bakım borçlusu, bakım alacaklısını kendi aile topluluğuna almak ve özellikle onun durumuna uygun biçimde beslenmesini, barınmasını, hastalığında gerekli özenle bakılmasını ve tedavi ettirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Sözleşmede bakımın kapsamını genişleten veya somutlaştıran özel hükümler de kararlaştırılabilir.

Bakım borcunun yerine getirilmemesi ile ölünceye kadar bakma sözleşmesinin başlangıçtan itibaren geçersiz olması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Sözleşme tarihinde taraflar ehliyetli ve iradeleri serbest olabilir, şekil şartları da eksiksiz yerine getirilmiş bulunabilir. Bakım borçlusunun daha sonra edimlerini ihlal etmesi, kural olarak sözleşmenin kuruluşundaki geçerlilikten değil, sözleşmeden doğan borcun ifa edilmemesinden kaynaklanır.

Bakım Borcu Yalnızca Maddi İhtiyaçların Karşılanmasından İbaret Değildir

Bakım yükümlülüğünün kapsamı tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, bakım alacaklısının yaşına, sağlık koşullarına ve sözleşmenin içeriğine göre değerlendirilir. Yiyecek ve barınma sağlanması bakım borcunun önemli unsurları olmakla birlikte, hastalık döneminde gerekli ilginin gösterilmesi, tedavinin sağlanması ve günlük yaşamın gerektirdiği ihtiyaçların karşılanması da bakım ilişkisinin kapsamına girebilir.

Bakım borçlusunun mutlaka bütün hizmetleri şahsen yerine getirmesi gerektiği sonucuna da her olayda ulaşılamaz. Sağlık hizmetinin profesyonel kişilerden alınması veya günlük ihtiyaçların üçüncü kişilerin yardımıyla karşılanması mümkündür. Değerlendirme, bakım alacaklısına sözleşmeye uygun bir yaşam ve bakım düzeninin fiilen sağlanıp sağlanmadığı üzerinden yapılır.

Her Eksiklik Sözleşmenin Sona Erdirilmesini Gerektirmez

Taraflar arasındaki geçici anlaşmazlıklar veya bakım hizmetindeki sınırlı aksaklıklar tek başına sözleşmenin sona erdirilmesi için yeterli olmayabilir. İhlalin niteliği, süresi ve bakım alacaklısı üzerindeki etkisi birlikte incelenir.

Bakımın uzun süre sağlanmaması, sağlık ve temel yaşam ihtiyaçlarının karşılanmaması, bakım alacaklısının ciddi biçimde ihmal edilmesi veya sözleşmeyle üstlenilen yükümlülüklerin sürekli olarak yerine getirilmemesi ise daha ağır bir sözleşmeye aykırılık oluşturabilir.

Haklı Sebeple Fesih Mümkündür

Türk Borçlar Kanunu’nun 617. maddesi uyarınca sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması nedeniyle sözleşmenin devamı çekilmez hale gelmiş veya başka önemli sebepler sözleşmenin devamını imkansız hale getirmiş ya da aşırı ölçüde güçleştirmişse, taraflardan her biri önceden bildirimde bulunmaksızın sözleşmeyi feshedebilir.

Sözleşmenin devamının çekilmez hale gelip gelmediği yalnızca taraflar arasında tartışma yaşanmasına göre belirlenmez. Bakım ilişkisinin niteliği gereği taraflar arasındaki güven, birlikte yaşam koşulları, bakımın fiilen sağlanıp sağlanmadığı ve uyuşmazlığın hangi tarafın davranışlarından kaynaklandığı değerlendirilir.

Bakım Alacaklısının Bakımı Kabul Etmemesi de Değerlendirilir

Bakımın gerçekleşmemiş olması her zaman bakım borçlusunun sözleşmeye aykırı davrandığını göstermez. Bakım borçlusu edimini sözleşmeye uygun biçimde sunmasına rağmen bakım alacaklısı haklı bir sebep bulunmaksızın birlikte yaşamayı veya sunulan bakımı kabul etmiyorsa, bakım borçlusuna yüklenebilecek bir ihlal bulunup bulunmadığı ayrıca araştırılır.

Tarafların ayrı yaşamaya başlamasının nedeni bu nedenle önem taşır. Bakım alacaklısının bakım borçlusunun kötü davranışları nedeniyle evi terk etmesi ile kendi tercihiyle bakım ilişkisini sona erdirmesi aynı şekilde değerlendirilemez. Tanık anlatımları, sağlık kayıtları, tarafların yaşam koşulları ve bakım giderlerine ilişkin belgeler bu konuda bilgi sağlayabilir.

Hakim Fesih Yerine Ömür Boyu Gelir Bağlanmasına Karar Verebilir

Haklı sebeple fesih şartlarının değerlendirilmesinde Türk Borçlar Kanunu hakime sözleşmenin mutlaka tamamen sona erdirilmesi dışında bir imkan da tanımaktadır. Taraflardan birinin istemi üzerine veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son verilerek bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlanmasına karar verilebilir.

Bu çözüm özellikle tarafların birlikte yaşamalarının sürdürülemediği ancak bakım ilişkisinin ekonomik karşılığının devam ettirilmesinin hakkaniyete uygun olduğu uyuşmazlıklarda değerlendirilebilir. Gelirin miktarı belirlenirken tarafların edimleri ve bakım alacaklısının koşulları dikkate alınır.

Fesih Halinde Verilen ve Alınan Edimler Değerlendirilir

Haklı sebeple sözleşmenin sona erdirilmesi halinde, kusurlu taraf aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa sözleşmenin zamanından önce sona ermesi nedeniyle uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olabilir. Bakım borçlusunun sözleşmenin sona ermesine kadar fiilen yerine getirdiği bakım hizmetleri de hukuki sonuçların belirlenmesinde göz ardı edilmez.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali veya feshi talep edilirken bakımın hiç yapılmadığı yönündeki genel bir iddia yerine, hangi yükümlülüklerin ne zamandan itibaren yerine getirilmediğinin ve sözleşme ilişkisinin neden sürdürülemez hale geldiğinin somutlaştırılması gerekir. Böylece başlangıçtaki geçersizlik iddiaları ile sonradan gerçekleşen sözleşmeye aykırılıkların birbirine karıştırılması önlenir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Muris Muvazaası Nedeniyle İptal Edilebilir mi?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi muris muvazaası nedeniyle dava konusu edilebilir. Ancak miras bırakanın taşınmazını bir mirasçısına veya üçüncü kişiye ölünceye kadar bakım karşılığında devretmiş olması tek başına muvazaanın varlığını göstermez. İncelenmesi gereken, tarafların gerçekten bakım karşılığında mal devrini mi amaçladıkları, yoksa görünürde ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparak gerçekte bağışlama iradesini mi gizledikleridir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi karşılıklı borç yükleyen ve ivazlı bir sözleşmedir. Miras bırakan taşınmazını devrederken bakım borçlusu da yaşam boyunca bakım ve gözetim yükümlülüğü üstlenir. Tarafların gerçek iradesi bu yöndeyse, diğer mirasçıların devir nedeniyle miras paylarının azalması sözleşmeyi kendiliğinden muvazaalı hale getirmez.

Mirasçılardan Mal Kaçırma Amacı Araştırılır

Muris muvazaası iddiasında tarafların görünürdeki sözleşmeden farklı bir işlem yapmak konusunda anlaşıp anlaşmadıkları ve miras bırakanın gerçek amacının mirasçılardan mal kaçırmak olup olmadığı araştırılır. Görünürde bakım karşılığında yapılan devir, gerçekte karşılıksız kazandırmayı gizlemek amacıyla kullanılmışsa tapu kaydının hukuki durumu muris muvazaası hükümleri kapsamında değerlendirilebilir.

Miras bırakanın gerçek iradesi doğrudan tespit edilemediğinden, sözleşmenin yapıldığı dönemdeki olaylardan yararlanılır. Miras bırakanın yaşı ve sağlık durumu, bakım ihtiyacı, aile ilişkileri, bakım borçlusuyla arasındaki yakınlık, sözleşmeden önce bakım hizmeti verilip verilmediği, devredilen malın bütün malvarlığı içerisindeki oranı ve devir için makul bir neden bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilebilir.

Bakım İhtiyacının Bulunmaması Tek Başına Muvazaa Anlamına Gelmez

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapıldığı tarihte bakım alacaklısının ağır hasta veya yatağa bağımlı olması zorunlu değildir. Kişi sağlıklı olduğu dönemde gelecekte ortaya çıkabilecek bakım ihtiyacını güvence altına almak amacıyla da sözleşme yapabilir. Bu nedenle sözleşme tarihinde kişinin günlük ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabiliyor olması, tek başına sözleşmenin muvazaalı olduğunu kanıtlamaz.

Buna karşılık bakım ihtiyacının bulunmaması, bakım borçlusunun fiilen hiçbir bakım hizmeti vermemesi ve sözleşmenin diğer koşullarının da gerçek bir bakım ilişkisini desteklememesi halinde bu olgular tarafların gerçek iradesinin belirlenmesinde birlikte değerlendirilebilir.

Bakımın Kısa Sürmesi de Tek Başına Muvazaa Kanıtı Değildir

Bakım alacaklısının sözleşmeden kısa süre sonra vefat etmesi nedeniyle bakım borçlusunun edimini uzun süre yerine getirmemiş olması, sözleşmenin başlangıçtan itibaren muvazaalı olduğunu kendiliğinden göstermez. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapıldığı tarihte bakım alacaklısının ne kadar yaşayacağı kural olarak kesin olarak bilinemez.

Asıl değerlendirme sözleşme tarihindeki iradeye yönelir. Taraflar gerçekten bakım ilişkisi kurmak istemiş ve bakım borçlusu üstlendiği edimleri yerine getirmeye başlamışsa, bakım süresinin ölüm nedeniyle kısa kalması tek başına sözleşmenin geçerliliğini ortadan kaldırmaz.

Devredilen Taşınmazın Değeri Tek Başına Yeterli Değildir

Bakım alacaklısının yüksek değerli bir taşınmazı devretmesi veya malvarlığının önemli bölümünü bakım borçlusuna bırakması, muris muvazaası incelemesinde dikkate alınabilir. Bununla birlikte taşınmazın değeri ile bakım hizmetinin parasal karşılığının birebir eşit olması aranmaz.

Bakım borcunun ne kadar süre devam edeceği sözleşme kurulurken kesin olarak bilinmediği gibi bakım hizmeti yalnızca yapılan harcamalardan oluşmaz. Barınma, günlük yaşam desteği, sağlık ihtiyaçlarının karşılanması ve kişisel gözetim de edimin kapsamına girebilir. Devredilen malın değeri, bu nedenle diğer olgulardan bağımsız biçimde muvazaanın kanıtı olarak kabul edilemez.

Bir Mirasçının Bakımı Üstlenmesi Muvazaa İçin Yeterli Değildir

Miras bırakanın çocuklarından yalnızca birinin uzun yıllar kendisiyle ilgilenmesi ve bunun karşılığında o çocuğa taşınmaz devretmesi mümkündür. Diğer çocuklara aynı ölçüde kazandırmada bulunulmaması, tek başına mirasçılardan mal kaçırma iradesinin bulunduğunu göstermez.

Miras bırakanın kendisine fiilen bakım sağlayan kişiyi güvence altına almak veya gelecekteki bakımını garanti etmek amacıyla sözleşme yapması makul bir neden oluşturabilir. Buna karşılık bakım ilişkisinin yalnızca kağıt üzerinde bulunduğu, hiçbir bakım ediminin amaçlanmadığı ve sözleşmenin gerçekte bağışı gizlemek için kullanıldığı ispatlanırsa farklı bir hukuki sonuç ortaya çıkar.

Bakımın Sonradan Yapılmaması ile Muvazaa Aynı Değildir

Gerçek bir bakım iradesiyle kurulmuş sözleşmede bakım borçlusunun yükümlülüklerini sonradan yerine getirmemesi, başlangıçtaki işlemi kendiliğinden muvazaalı hale getirmez. Böyle bir uyuşmazlıkta bakım borcunun ihlali ve sözleşmenin feshi hükümleri değerlendirilebilir.

Muris muvazaasında ise sözleşmenin kurulduğu andaki gerçek irade araştırılır. Tarafların başlangıçtan itibaren bakım ilişkisi kurma niyetinin bulunmaması ile bakım ilişkisini gerçekten kurduktan sonra bakım borcunun ihlal edilmesi hukuken farklıdır.

Muris Muvazaası İspatlanırsa Tapu İptal ve Tescil Talep Edilebilir

Görünürdeki ölünceye kadar bakma sözleşmesinin gerçekte mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılan bağışı gizlediğinin tespit edilmesi halinde, taşınmaz devrinin geçerliliği de etkilenebilir. Hak sahibi mirasçılar şartları mevcutsa muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil talebinde bulunabilir.

Mahkeme yalnızca sözleşmenin adında “ölünceye kadar bakma” ifadesinin bulunmasına veya bakım borçlusunun mirasçılardan biri olmasına göre karar vermez. Tarafların sözleşme tarihindeki gerçek iradesinin ortaya çıkarılmasına elverişli olgular birlikte değerlendirilerek işlemin gerçek bir bakım sözleşmesi mi, yoksa bağışlamayı gizleyen muvazaalı bir işlem mi olduğu belirlenir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi ile Yapılan Tapu Devri Nasıl İptal Edilir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi kapsamında bakım alacaklısının taşınmazını bakım borçlusuna devretmiş olması halinde, sözleşmeye ilişkin uyuşmazlık tapu kaydını da etkileyebilir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali veya feshi talep edilirken taşınmazın daha önce bakım borçlusu adına tescil edilmiş olması, tapu kaydına yönelik talebin de değerlendirilmesini gerektirir.

Tapu iptal ve tescil talebinin hukuki dayanağı her davada aynı değildir. Sözleşmenin geçersizliği, bakım borcunun ihlali nedeniyle sona erdirilmesi ve muris muvazaası birbirinden farklı sebeplerdir. Bu nedenle yalnızca taşınmazın geri alınmasının istenmesi yeterli olmayıp, mevcut tapu kaydının hangi hukuki nedenle dayanaksız kaldığının ortaya konulması gerekir.

Taşınmaz Bakım Borçlusu Adına Kayıtlıysa Tapu İptali Talep Edilebilir

Bakım alacaklısı taşınmazını sözleşmenin kurulması sırasında bakım borçlusuna devretmiş olabilir. Sözleşmenin geçersizliğinin tespit edilmesi veya kanuni şartları oluşan fesih sonucunda taşınmazın iadesi gerekiyorsa, bakım borçlusu adına bulunan tapu kaydının iptali ve hak sahibi adına tescili talep edilebilir.

Bakım alacaklısı hayattaysa tescilin yeniden onun adına yapılması söz konusu olabilir. Bakım alacaklısının ölümünden sonra mirasçılar tarafından açılan davalarda ise talebin niteliğine ve dayanılan hukuki sebebe göre taşınmazın terekeye dönüşü ve miras payları çerçevesinde tescil sonuçları değerlendirilir.

Muris Muvazaasında Tapu Devrinin Gerçek Amacı İncelenir

Mirasçılar, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin gerçekte bağışlamayı gizlediğini ve miras bırakanın amacının kendilerinden mal kaçırmak olduğunu ileri sürüyorsa tapu iptal ve tescil talebi muris muvazaasına dayandırılabilir.

Böyle bir davada yalnızca bakımın eksik yapılıp yapılmadığı araştırılmaz. Miras bırakan ile bakım borçlusunun devir tarihindeki gerçek iradeleri belirlenmeye çalışılır. İşlemin gerçek bir bakım sözleşmesine dayanması halinde sırf diğer mirasçıların miras paylarının azalması tapunun iptali için yeterli değildir.

Taşınmazın Üçüncü Kişiye Devredilmesi Davanın Sonucunu Etkileyebilir

Bakım borçlusu taşınmazı daha sonra başka bir kişiye satmış veya devretmiş olabilir. Böyle bir durumda güncel tapu kaydı incelenmeli ve taşınmazı devralan üçüncü kişinin hukuki durumu ayrıca değerlendirilmelidir.

Türk Medeni Kanunu’nun tapu siciline güvenin korunmasına ilişkin hükümleri nedeniyle, yolsuz tescile dayanarak ayni hak kazanan üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmadığı önem taşıyabilir. Üçüncü kişi tapu kaydındaki hukuki sorunu biliyor veya bilmesi gerekiyorsa iyi niyet iddiası korunmayabilir. İyi niyetli üçüncü kişinin ayni hak kazanımının korunduğu hallerde ise taşınmazın aynen geri alınması yerine başka taleplerin değerlendirilmesi gerekebilir.

Dava Sırasında Taşınmaz İçin İhtiyati Tedbir İstenebilir

Taşınmaz halen bakım borçlusu adına kayıtlıysa dava devam ederken üçüncü kişilere devredilmesi, uyuşmazlığın çözümünü ve kararın uygulanmasını güçleştirebilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki şartların bulunması halinde taşınmazın devrinin önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir talep edilebilir.

İhtiyati tedbir kararı davanın esasını çözmez ve davacının haklı olduğuna ilişkin kesin bir tespit oluşturmaz. Mahkeme, mevcut durumda meydana gelebilecek değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşıp zorlaşmayacağını ve yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirir. Somut olayın özelliklerine göre tedbir karşılığında teminat gösterilmesine de karar verilebilir.

Tapu Kaydı ve Devir Zinciri Dava Açılmadan Önce İncelenmelidir

Ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davası hazırlanırken yalnızca ilk devir belgesinin incelenmesi yeterli olmayabilir. Taşınmazın güncel maliki, sonraki satış ve devirler, tapudaki şerh ve takyidatlar ile sözleşmenin tapu işlemine dayanak oluşturan belgeleri birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle taşınmazın üçüncü kişiye devredildiği hallerde davalıların ve taleplerin mevcut tapu kaydına göre belirlenmesi gerekir. Sözleşmenin geçersizliği, feshi veya muris muvazaası iddiası ile tapu kaydının iptali arasındaki hukuki bağlantının doğru kurulması, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Davasını Kimler Açabilir ve Dava Kime Karşı Açılır?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali davasını kimin açabileceği, ileri sürülen hukuki sebebe göre belirlenir. Bakım alacaklısının sağlığında sözleşmenin geçersizliği veya sona erdirilmesi ile miras bırakanın ölümünden sonra mirasçılar tarafından ileri sürülen muris muvazaası aynı dava hakkına dayanmaz. Davacı ve davalı sıfatının belirlenmesinde sözleşmenin içeriği, taşınmazın kime devredildiği ve talebin hukuki dayanağı birlikte incelenmelidir.

Bakım Alacaklısı Sağlığında Dava Açabilir

Bakım alacaklısı, sözleşmenin iradesi sakatlanarak kurulduğunu ileri sürebileceği gibi bakım borçlusunun yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde sözleşmenin sona erdirilmesini de isteyebilir. Yanılma, aldatma veya korkutma iddialarında irade sakatlığına ilişkin hükümler, bakım borcunun ihlalinde ise ölünceye kadar bakma sözleşmesinin sona ermesine ilişkin özel hükümler değerlendirilir.

Taşınmaz bakım borçlusuna daha önce devredilmişse, sözleşmenin sona erdirilmesiyle birlikte tapu kaydının eski hale getirilmesine yönelik talep de uyuşmazlığın niteliğine göre ileri sürülebilir.

Mirasçılar Her Sebebe Dayanarak Aynı Şekilde Dava Açamaz

Bakım alacaklısının ölümünden sonra mirasçıların dava hakkı, ileri sürülen sebebe göre ayrıca değerlendirilmelidir. Miras bırakanın yaptığı her ölünceye kadar bakma sözleşmesinin mirasçıların payını azaltması, onlara kendiliğinden sözleşmeyi ortadan kaldırma hakkı vermez.

Mirasçılar, miras bırakanın sözleşme tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığını veya işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürebilirler. Saklı paylarının ihlal edildiğini iddia eden mirasçılar bakımından ise sözleşmenin niteliğine ve kazandırmanın hukuki özelliklerine göre tenkis hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı ayrıca incelenir.

Muris Muvazaasına Dayanan Davalarda Mirasçılık Sıfatı Önem Taşır

Görünürde ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılmasına rağmen gerçekte bağışlama amaçlandığı ve işlemin mirasçılardan mal kaçırmak için gerçekleştirildiği iddia ediliyorsa, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil talebi söz konusu olabilir.

Muris muvazaasına dayanan dava hakkı yalnızca saklı paylı mirasçılarla sınırlı değildir. Miras hakkı muvazaalı işlem nedeniyle ihlal edilen mirasçılar, şartları mevcutsa kendi miras payları oranında talepte bulunabilirler. Davacının mirasçılık sıfatı ve talep edebileceği hak, somut mirasçılık durumuna göre belirlenir.

Dava Kural Olarak Bakım Borçlusuna Yöneltilir

Sözleşmenin geçersizliği veya bakım yükümlülüklerinin ihlali ileri sürülüyorsa dava, sözleşmenin karşı tarafı olan bakım borçlusuna yöneltilir. Bakım borçlusunun vefat etmiş olması halinde ise uyuşmazlığın niteliğine göre onun mirasçılarının hukuki durumu değerlendirilir.

Birden fazla kişinin bakım borçlusu olduğu sözleşmelerde talebin hangi kişilerin hak ve yükümlülüklerini etkilediği belirlenerek taraf teşkili sağlanmalıdır.

Taşınmaz Üçüncü Kişiye Devredilmişse Güncel Malik Araştırılmalıdır

Tapu iptal ve tescil talebinin bulunduğu davalarda taşınmazın dava tarihindeki malikinin belirlenmesi gerekir. Bakım borçlusu taşınmazı üçüncü kişiye devretmişse, güncel malikin tapu hakkının dava sonucundan etkilenip etkilenmeyeceği ve davada taraf olması gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir.

Üçüncü kişinin tapu siciline güvenerek iyi niyetle ayni hak kazanmış olması ihtimali de ayrıca incelenir. Bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali veya buna bağlı tapu iptal ve tescil talebi hazırlanırken sözleşmenin taraflarıyla yetinilmemeli, güncel tapu kayıtları ve taşınmazın devir süreci de araştırılmalıdır.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Nasıl İspat Edilir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali veya sona erdirilmesi talep edildiğinde ispat edilmesi gereken vakıalar, davanın hangi hukuki sebebe dayandığına göre değişir. Ehliyetsizlik iddiasında bakım alacaklısının sözleşme tarihindeki zihinsel durumu, irade sakatlığında sözleşmenin hangi koşullarda kurulduğu, bakım borcunun ihlalinde bakım hizmetinin fiilen yerine getirilip getirilmediği, muris muvazaasında ise tarafların sözleşme tarihindeki gerçek iradesi araştırılır.

Sağlık Kayıtları Ehliyetsizlik İddiasında Önem Taşır

Bakım alacaklısının sözleşmenin yapıldığı tarihte ayırt etme gücünün bulunmadığı ileri sürülüyorsa hastane kayıtları, epikrizler, nöroloji ve psikiyatri muayeneleri, reçeteler, kullanılan ilaçlar ve sağlık kurulu raporları incelenebilir. Sözleşme tarihinden önceki ve sonraki tıbbi kayıtlar da kişinin işlem tarihindeki zihinsel durumunun belirlenmesine imkan verdikleri ölçüde değerlendirmeye alınabilir.

Bakım alacaklısının vefat etmiş olması halinde ehliyet değerlendirmesi mevcut tıbbi belgeler üzerinden geçmişe dönük yapılabilir. Gerekli görülürse uzman incelemesine başvurularak kişinin sözleşmenin hukuki ve ekonomik sonuçlarını kavrayabilecek ayırt etme gücüne sahip olup olmadığı araştırılabilir.

Bakımın Fiilen Yapılıp Yapılmadığı Farklı Delillerle Belirlenebilir

Bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasında yalnızca tarafların aynı evde yaşayıp yaşamadığına bakılması yeterli değildir. Bakım alacaklısının günlük ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, hastalık dönemlerinde kimin ilgilendiği, hastane ve doktor işlemlerini kimin takip ettiği, bakım giderlerinin nasıl karşılandığı ve taraflar arasındaki yaşam düzeni incelenebilir.

Hastane refakat kayıtları, bakım ve sağlık giderlerine ilişkin belgeler, banka hareketleri, faturalar ve hukuka uygun şekilde elde edilmiş yazışmalar somut olayın özelliklerine göre delil niteliği taşıyabilir. Bakım hizmetinin niteliği gereği her edimin belgeye bağlanması mümkün olmadığından tanık anlatımları da değerlendirmede önemli yer tutabilir.

Tanıkların Doğrudan Gözlemleri Değerlendirilir

Komşular, yakınlar veya bakım ilişkisini doğrudan gözlemleyen kişiler, bakım alacaklısının yaşam koşulları ve bakım borçlusunun fiilen yerine getirdiği hizmetler hakkında bilgi verebilir. Tanıkların hangi sıklıkla taraflarla görüştüğü ve anlattıkları olayları doğrudan gözlemleyip gözlemlemediği beyanların değerlendirilmesinde önem taşır.

“Hiç bakmadı” veya “çok iyi baktı” şeklindeki genel değerlendirmeler yerine, bakım alacaklısının ihtiyaçlarını kimin karşıladığı, hastalık dönemlerinde kimin yanında bulunduğu veya tarafların neden ayrı yaşamaya başladığı gibi somut olaylara ilişkin anlatımlar uyuşmazlığın aydınlatılmasına daha fazla katkı sağlar.

Muris Muvazaası İddiasında Sözleşme Tarihindeki Koşullar Araştırılır

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin gerçekte bağışlamayı gizlediği ileri sürülüyorsa, yalnızca bakım alacaklısının ölümünden sonraki gelişmeler üzerinden değerlendirme yapılmaz. Sözleşmenin yapıldığı tarihteki yaş ve sağlık durumu, bakım ihtiyacı, tarafların ilişkisi, bakım borçlusunun daha önce bakım sağlayıp sağlamadığı, devredilen malın tüm malvarlığı içerisindeki oranı ve miras bırakanın devir için makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı birlikte incelenebilir.

Bakım borçlusunun sözleşmeden sonra gerçekten bakım sağlaması, tarafların başlangıçtaki gerçek iradesinin belirlenmesinde dikkate alınabilecek olgulardan biridir. Buna karşılık bakım hizmetinin hiç verilmemesi tek başına muvazaayı kesin olarak kanıtlamaz. Sonradan gerçekleşen sözleşmeye aykırılık ile sözleşmenin başından itibaren bağışı gizlemek amacıyla yapılmış olması birbirinden ayrılmalıdır.

Deliller İleri Sürülen Hukuki Sebeple Bağlantılı Olmalıdır

Ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin davalarda çok sayıda delil sunulması tek başına güçlü bir ispat anlamına gelmez. Delilin hangi vakıayı kanıtladığı ve ileri sürülen hukuki sebeple nasıl bağlantı kurduğu önem taşır.

Ehliyetsizlik iddiasında tıbbi belgeler, bakım borcunun ihlalinde fiili bakım koşulları, irade sakatlığında sözleşmenin kurulmasına etki eden davranışlar, muris muvazaasında ise tarafların gerçek iradesini ortaya koyabilecek olgular ağırlık kazanır. Davanın dayanağı ile ispat araçlarının uyumlu biçimde belirlenmesi, uyuşmazlığın doğru değerlendirilmesini sağlar.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali Davasında Süre, Görevli ve Yetkili Mahkeme

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali davasında uygulanacak süre, görev ve yetki kuralları ileri sürülen hukuki sebebe göre belirlenir. Ehliyetsizlik, irade sakatlığı, bakım borcunun ihlali ve muris muvazaası aynı hükümlere tabi değildir. Bu nedenle bütün ölünceye kadar bakma sözleşmelerine uygulanabilecek tek bir dava açma süresinden söz edilemez.

Dava Açma Süresi Hukuki Sebebe Göre Değişir

Yanılma, aldatma veya korkutma nedeniyle sözleşmeyle bağlı olmadığını ileri süren taraf bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun irade sakatlığına ilişkin süreleri dikkate alınır. Kanunda öngörülen sürenin başlangıcı, yanılma veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı tarihe göre belirlenir.

Bakım borcunun yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşmenin sona erdirilmesinin istendiği hallerde ise uyuşmazlık, irade sakatlığına ilişkin iptal süresinden farklı değerlendirilir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesine özgü fesih hükümleri ve ileri sürülen talebin niteliği esas alınır.

Muris Muvazaasına Dayanan Davalarda Süre Farklıdır

Miras bırakanın görünürde ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmasına rağmen gerçek iradesinin bağış olduğu ve işlemin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirildiği iddiasıyla açılan tapu iptal ve tescil davaları, irade sakatlığına dayanan iptal davalarındaki sürelerle aynı değildir.

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil talepleri, yerleşik yargısal kabul doğrultusunda zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın ileri sürülebilir. Bununla birlikte taşınmazın üçüncü kişilere devredilmiş olması ve tapu siciline güvenerek hak kazanan iyi niyetli kişilerin bulunması, talebin sonucunu etkileyebilir.

Görevli Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinden kaynaklanan iptal, fesih ve tapu iptal ve tescil taleplerinde görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesidir. Davanın konusu olan taşınmazın veya sözleşmeyle devredilen malvarlığının değerinin yüksek ya da düşük olması görevli mahkemeyi değiştirmez.

Yetkili Mahkeme Talebin Niteliğine Göre Belirlenir

Yetkili mahkeme belirlenirken davada hangi talebin ileri sürüldüğü incelenmelidir. Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin tapu iptal ve tescil talebi bulunuyorsa, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkisi söz konusu olur.

Birden fazla taşınmaz hakkında dava açılması ve taşınmazların farklı yargı çevrelerinde bulunması halinde yetki ayrıca değerlendirilmelidir. Yalnızca sözleşmeden doğan şahsi bir talebin ileri sürüldüğü uyuşmazlıklarda ise taşınmazın aynına ilişkin kesin yetki kuralının uygulanıp uygulanmayacağı talebin hukuki niteliğine göre belirlenir.

Miras Bırakanın Son Yerleşim Yeri Her Davada Otomatik Olarak Yetkili Değildir

Uyuşmazlığın miras bırakanın ölümünden sonra mirasçılar tarafından açılması, her ölünceye kadar bakma sözleşmesi davasının kendiliğinden miras bırakanın son yerleşim yerinde görülmesini gerektirmez. Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil talebi ile doğrudan mirasın paylaşılmasına ilişkin davaların yetki kuralları aynı değildir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali veya feshi talep edilirken süre, görev ve yetki değerlendirmesinin davanın hukuki sebebi ve talep sonucu üzerinden ayrı ayrı yapılması gerekir. Özellikle tapu iptal ve tescil talebinin bulunduğu davalarda kesin yetki kuralının gözden kaçırılması usule ilişkin sorunlara yol açabilir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali veya Feshi Halinde Ne Olur?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali veya feshi, sözleşmenin sona erme sebebine ve tarafların sözleşme kapsamında daha önce yerine getirdikleri edimlere göre farklı hukuki sonuçlar doğurur. Bakım alacaklısının taşınmazını bakım borçlusuna devretmiş olması halinde uyuşmazlık yalnızca sözleşmenin sona ermesiyle sınırlı kalmaz. Taşınmazın iadesi, tapu kaydının düzeltilmesi ve tarafların karşılıklı edimlerinin tasfiyesi de değerlendirilir.

Devredilen Taşınmazın İadesi Gündeme Gelebilir

Bakım alacaklısı taşınmazını sözleşmeye dayanarak bakım borçlusuna devretmiş ve sözleşmenin ortadan kalkması sonucunda bu devrin hukuki dayanağı kalmamışsa, taşınmazın geri verilmesi talep edilebilir. Taşınmaz halen bakım borçlusu adına kayıtlıysa, koşulları oluştuğunda tapu kaydının iptali ile hak sahibi adına tesciline karar verilmesi mümkündür.

Bakım alacaklısının hayatta olduğu davalarda taşınmazın yeniden onun adına tescili söz konusu olabilir. Bakım alacaklısının ölümünden sonra mirasçılar tarafından açılan davalarda ise tescilin kapsamı, davanın dayandığı hukuki sebep ve mirasçıların talep hakları dikkate alınarak belirlenir.

Daha Önce Yerine Getirilen Bakım Hizmetleri Yok Sayılmaz

Sözleşmenin sona ermesi, bakım borçlusunun geçmiş dönemde gerçekten yerine getirdiği bakım ve gözetim hizmetlerinin hiçbir hukuki değer taşımadığı anlamına gelmez. Özellikle sözleşmenin uzun süre devam ettiği ve bakım borçlusunun bu süre içerisinde önemli ölçüde bakım sağladığı uyuşmazlıklarda, tarafların karşılıklı edimlerinin tasfiyesi ayrıca değerlendirilir.

Türk Borçlar Kanunu’nun haklı sebeple feshe ilişkin düzenlemesine göre, sözleşmenin sona ermesinde kusurlu olan taraf aldığı şeyi geri vermek ve kusursuz tarafa sözleşmenin zamanından önce sona ermesi nedeniyle uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olabilir. Bu nedenle fesih kararı verilirken yalnızca taşınmazın kime döneceği değil, sözleşmenin sona ermesine kadar yerine getirilen edimler ve tarafların kusur durumları da önem taşır.

Fesih Yerine Ömür Boyu Gelir Bağlanması Mümkündür

Taraflar arasındaki ilişkinin bozulduğu her olayda sözleşmenin tamamen ortadan kaldırılması zorunlu değildir. Türk Borçlar Kanunu, haklı sebeplerin varlığı halinde hakime tarafların aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlama imkanı tanımaktadır.

Bu çözüm, bakım ilişkisinin kişisel yönünün sürdürülemediği ancak sözleşmenin ekonomik dengesinin başka bir biçimde korunabileceği hallerde uygulanabilir. Böylece bakım borçlusunun doğrudan bakım ve birlikte yaşam yükümlülüğü, mahkemece belirlenecek gelir ödeme yükümlülüğüne dönüştürülebilir.

Taşınmaz Üçüncü Kişiye Devredilmişse İade Her Zaman Mümkün Olmayabilir

Bakım borçlusunun taşınmazı sözleşmenin kurulmasından sonra üçüncü kişiye devretmiş olması halinde, tapu kaydının doğrudan eski hale getirilip getirilemeyeceği üçüncü kişinin hukuki durumuna bağlıdır. Tapu siciline güvenerek iyi niyetle ayni hak kazanan üçüncü kişilerin kazanımları Türk Medeni Kanunu kapsamında korunabilir.

Üçüncü kişinin devrin dayanağındaki hukuki sorunu bildiği veya bilmesi gerektiği ispatlanırsa iyi niyet korumasından yararlanıp yararlanamayacağı ayrıca incelenir. Taşınmazın aynen geri alınmasının mümkün olmadığı hallerde ise olayın özelliklerine göre bedel veya tazminat talepleri söz konusu olabilir.

Hukuki Sonuç Davanın Dayanağına Göre Belirlenir

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali veya feshi halinde ortaya çıkacak sonuçların belirlenmesinde sözleşmenin neden ortadan kaldırıldığı esas alınır. Ehliyetsizlik veya başka bir geçersizlik sebebiyle sözleşmenin başlangıçtan itibaren hukuki sonuç doğurmadığının kabul edilmesi ile geçerli şekilde kurulmuş sözleşmenin bakım borcunun ihlali nedeniyle sonradan feshedilmesi aynı tasfiye esaslarına tabi değildir.

Muris muvazaasının kabul edildiği davalarda ise görünürdeki bakım sözleşmesinin gerçekte bağışı gizlediği kabul edilerek taşınmaz devrinin geçerliliği değerlendirilir. Bu nedenle mahkeme kararının sözleşmeye ve tapu kaydına etkisi, davada kabul edilen hukuki sebebe göre belirlenir.

Not: Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.

Av.Gizem ARAL SAFSÖZ